Manevi Tazminatın Mirasçılara İntikali Haksız Tutuklama ve Yakalama Durumlarında Mirasçıların Hakları
Miras hukuku, ölen kişinin malvarlığını mirasçılarına aktarırken bazı hakları dışarıda bırakır. Çünkü bunlar kişiliğe o kadar bağlıdır ki, başka birine devredilmesi pek mümkün olmaz.
Peki manevi tazminat alacakları bu gruba girer mi?
Özellikle haksız tutuklama veya yakalama gibi durumlarda mirasçılar ne yapabilir?
1. Manevi Tazminat Alacağı Genel Olarak Mirasçılara Geçer mi?
Bir kişi sağlığında manevi tazminat davası açmışsa, mirasçıları o davaya sorunsuz devam edebilir. Hatta dava açmamış olsa bile, beyanları ve davranışlarıyla bu talebini ortaya koymuşsa mirasçılar devreye girebilir.
Türk Medeni Kanunu Madde 25/4 bu konuya netlik getirir:
“Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.”
"Doğum ve ölüm" başlığını taşıyan 28. maddesi;
"Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.
Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.",
"A. Kazanma - I. Mirasçılar tarafından" başlıklı 599. maddesi ise;
"Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.
Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.
Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler."
Hükümlerini içermektedir.
Yani mirasçılar, murisin manevi tazminat talebini ileri sürmüş olması şartıyla hak sahibi olurlar. “İleri sürme” kavramı geniş yorumlanır. Mutlaka dava açmak gerekmez. Aşağıdakilerden herhangi biri yeterli kabul edilir:
-Noter aracılığıyla ihtarname göndermek
-Avukata vekâletname vermek ve avukatlık sözleşmesi yapmak
-Talebi yazılı veya sözlü olarak açıkça ortaya koymak
Bu düzenlemenin amacı, manevi zararın kişiye özgü niteliğini korumaktır. Manevi tazminat, ekonomik kazanç için değil, çekilen acı ve elemi kısmen de olsa hafifletmek içindir.
2. Haksız Tutuklama ve Yakalamada Tazminat Hakkı
Doğrudan haksız koruma tedbirine maruz kalanların, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilecekleri tartışmadan varestedir (CMK'nın 141/1. maddesi). Dava açma hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, hak sahibi hayatta iken kural olarak hakkında koruma tedbiri uygulananlar dışındaki üçüncü kişilerin dava açma hakkı bulunmadığında da kuşku yoktur.
Ancak haksız koruma tedbirine maruz kalanların ölmeleri hâlinde dava açma hakkı bağlamında zarara uğrayanların (CMK'nın 142/2. maddesi)/mağdurların (AİHS'nin 5. maddesi) hukuki durumları ile ilgili olarak şu sonuçlara ulaşılabilir:
i. Zarar görenin ölmeden önce dava açması veya dava açma iradesini açıkça izhar etmesi durumunda maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin bu hak mirasçılara intikal edeceğinden, mirasçılar bu şartlarda açılmış davaya devam edebilirler veya dava açabilerler (Hukuk Genel Kurulunun 03.04.1963 tarihli ve 80-42 sayılı; Ceza Genel Kurulunun 26.03.2002 tarihli ve 92-223 sayılı kararları).
ii. Zarar görenin ölmeden önce dava açmamış veya dava açma iradesini açıkça izhar etmemiş olması durumunda ise;
a. TMK'nın 25/4. maddesinde manevi tazminat isteminin miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara intikal etmeyeceği öngörüldüğünden mirasçıların, murislerine uygulanan haksız koruma tedbiri nedeniyle manevi tazminat isteme haklarının bulunmadığı kabul edilmelidir.
b. Maddi tazminat açısından ise mirasçılar davacının ölüm tarihine kadar olan sürede hak edeceği tazminat miktarını miras payları oranında talep edebilmektedirler. TMK'nın 28/1. maddesi gereğince gerçek kişilerin maddi hukuk bakımından hak ehliyetleri ve usul hukuku bakımından taraf ehliyetleri ölümle son bulmaktadır. Bu nedenle, davaya, ölen tarafa karşı veya onun tarafından devam edilmesine imkân bulunmamaktadır. Zira ölü kişi adına hüküm kurulması mümkün değildir. Yalnız öleni ilgilendiren, başka bir deyişle mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin davalar, ilgilinin ölümü ile konusuz kalmaktadır. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen ve mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar ise ilgilinin ölümü ile konusuz kalmamakta ve bu davalara, ölen tarafın mirasçıları tarafından veya mirasçılarına karşı devam edilebilmektedir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 07.12.2020 tarihli ve 5504-8178 sayılı kararı).
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat talebi ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığından, bu konuda TMK’nın mirasın intikaline ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir. Zira miras, ölenin hak, alacak, borç ve her çeşit mallarının tümünü kapsamaktadır. Kanun’un 599. maddesi, miras bırakanın ölümü ile mirasın bir bütün olarak, kanun gereğince, mirasçılara intikal edeceği ve mirasçıların miras bırakanın ayni haklarını ve alacaklarını doğrudan doğruya kazanacaklarını düzenlemiştir. Kanun’da alacak bakımından bir ayrım yapılmadığından, ölen kişi hakkında koruma tedbirlerinin hukuka aykırı olarak uygulanması nedeniyle oluşan maddi zararlar da madde kapsamına girer. Ayrıca CMK’nın 142/2. maddesinde “zarara uğrayan” ifadesinin kullanıldığı da dikkate alındığında, mirasçıların da dava açma hakları olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Dolayısıyla hakkında koruma tedbiri uygulanan kişi maddi tazminat davasını açmadan önce ölmüş ve dava açma iradesini izhar etmemiş olsa bile mirasçıların maddi tazminat talebinde bulunabilmeleri mümkündür. (Ceza Genel Kurulunun 10.07.2024 tarihli ve 32-227 sayılı kararı).
Özetle mirasçıların manevi ve maddi tazminat talepleri;
-Manevi Tazminat
-Muris, ölmeden önce dava açmış veya dava açma iradesini açıkça ortaya koymuşsa mirasçılar manevi tazminat talebinde bulunabilir veya açılmış davaya devam edebilir.
-Muris hiçbir şekilde iradesini belirtmemişse, mirasçılar manevi tazminat isteyemez (TMK md. 25/4).
-Maddi Tazminat
Maddi tazminat açısından durum daha lehtedir. Mirasçılar, murisin ölümüne kadar oluşan maddi zararları (gelir kaybı, tedavi masrafları vb.) miras payları oranında talep edebilirler. Maddi zararlar, kişilikle sıkı sıkıya bağlı olmadığından miras yoluyla intikal eder.